Samsa Bey Ekim'de bir yazı var dedin bereket getirdin. Bak on tane yazı oldu. Ne güzel. Darısı kasıma.
Bi de yağmur yağıyo burda.
Bi de yapacak şey bulamadım, çıksan çıkılmıyo dursan durulmuyo. Ben en iyisi seni arayım samsa bey. birazdan telefonun çalacak.
Bi de "de"leri ayrı yazarım ama bir yazmam, gidiyor yazmam gidiyo yazarım. Türkçe konusunda hassasım.
Kronosu sewiyorum.
Gadjo Dilo soundtrackten Tutti Frutti dinleyin. Dinletin. Youtube'den de şarkının çalındığı iki sahneyi de izleyin.
Evet.
31 Ekim 2009 Cumartesi
28 Ekim 2009 Çarşamba
oh yeah, i am the tempra. yes, that tempra.
tempranın başına the koydum ki belli bir temprayı belirtsin. o derece ingilizce biliyorum yani. samsa bey övünüz ki tempraya döneyim. olsun iyi oluyor zaman zaman. ama yine de ben kariyerimi memurlukta ilerletmeyi ve müzik zevki olan arkadaşlarımın yolladığı şarkıları odada winamp ya da media playerda çalarak zevkli bir insanmış gibi görünmeyi tercih ediyorum samsa beyciğim. mesela bu jazzzzzz parçasını çalarak vayyy ne entel dedirtip, yasemin göksu çalarak vay aslında tam bir anadolu insanı dedirtmek, yasemin mori çalarak peki türk rock hakkında ne düşünüyorsun sorularına muhattap olmak istiyorum. hikaye dediğinse hikaye zaten.
bir artı biri dediğin gibi, ya da dediği gibi bakmamıştım ama o da mantıklıymış. bir artı bir hala iki değil ama oraya bir elma bir elma daha iki elma olmaz, bir insan bir insan daha iki insan olmaz gibi bir eçıklama dipnot asteriks vesaire konulabilir sanırım. böyle birşey koymadığımız zaman anlıyorsak sorun yok yine de tabii ki. neyse ben bunu biraz düşüneyim.
siz bu arada zeki müren dinleyin. şarkı seçimi farketmez.
taner bey sana da burdan selam eder, kronosluğunu göstermeni temenni ederim. Ödev: Bu cümlenin özne, yüklem ve mütemennisini bulunuz.
bir artı biri dediğin gibi, ya da dediği gibi bakmamıştım ama o da mantıklıymış. bir artı bir hala iki değil ama oraya bir elma bir elma daha iki elma olmaz, bir insan bir insan daha iki insan olmaz gibi bir eçıklama dipnot asteriks vesaire konulabilir sanırım. böyle birşey koymadığımız zaman anlıyorsak sorun yok yine de tabii ki. neyse ben bunu biraz düşüneyim.
siz bu arada zeki müren dinleyin. şarkı seçimi farketmez.
taner bey sana da burdan selam eder, kronosluğunu göstermeni temenni ederim. Ödev: Bu cümlenin özne, yüklem ve mütemennisini bulunuz.
iki tane bir
bir artı birin iki değilliği üzerine değildi aslında iddia, ki benim iddiam da değildi. bu aralar çok bir iddiam yok, başarıları yarışmacı arkadaşlara diliyorum, ki arkadaşlar da değiller ayrıca. alıntılara sığınıyorum bu ara. dünyada söylenmemiş hiçbir sözün olmadığını iddia edenlerin alıntılarına ve iddialarına.
mesele şeydi, yani birisi öyle demişti. iki, iki tane bir demek değildir. yani iki tane bir dediğinizde bu birleri birbirlerinden ayırmış oluyorsunuz falan. iki dediğinizde de iki tane bir vardır ama onlar artık iki tane bir değildir, bizzat ikidirler.
hüseyin beyi hayranlıkla takip ediyoruz ayrıca, yoksa devlet memuru hüseyin bey, memuriyetinin zincirlerini kırmayı reklamcılıkta ve çevirmenlikte değil de, hikayecilikte mi bulacaktı. kayser soze var mıydı?
ayrıca sağlam konuya da değinmişsiniz hüseyin bey hikayede ve güzel bir final, bir artı birin elmalığı ve elmanın ziyanı, insan çıkmazları, modern zaman soruları.
o zaman sağ tarafa, bizim şarkımızın altına,
eski sorulara modern cevaplar ve modern sorulara eski cevaplar.
modern zamanlar, geçim derdi, insanın çıkmazları, insan neyle yaşar, vallahi ne varsa onunla yaşar.
cümleten selam ederim. taner hacım, hüseyin hacım, selam ederim. herkes kendine dikkat etsin.
hüseyin bey, tekrar ve ayrıca tebrikler.
mesele şeydi, yani birisi öyle demişti. iki, iki tane bir demek değildir. yani iki tane bir dediğinizde bu birleri birbirlerinden ayırmış oluyorsunuz falan. iki dediğinizde de iki tane bir vardır ama onlar artık iki tane bir değildir, bizzat ikidirler.
hüseyin beyi hayranlıkla takip ediyoruz ayrıca, yoksa devlet memuru hüseyin bey, memuriyetinin zincirlerini kırmayı reklamcılıkta ve çevirmenlikte değil de, hikayecilikte mi bulacaktı. kayser soze var mıydı?
ayrıca sağlam konuya da değinmişsiniz hüseyin bey hikayede ve güzel bir final, bir artı birin elmalığı ve elmanın ziyanı, insan çıkmazları, modern zaman soruları.
o zaman sağ tarafa, bizim şarkımızın altına,
"Apinos" from the album "Modern Answers to Old Problems" by Ernest Ranglinkoydum. herkes dinlesin.
eski sorulara modern cevaplar ve modern sorulara eski cevaplar.
modern zamanlar, geçim derdi, insanın çıkmazları, insan neyle yaşar, vallahi ne varsa onunla yaşar.
cümleten selam ederim. taner hacım, hüseyin hacım, selam ederim. herkes kendine dikkat etsin.
hüseyin bey, tekrar ve ayrıca tebrikler.
27 Ekim 2009 Salı
Bir artı bir
Samsa Bey bir artı bir her zaman iki etmez demişti. Çok saçma gelebilecek bir yazı yazdım, seslerin, konuşmanın, şekillerin vs nin icat edilmediği bir dünya düşünen bir deli var karşımızda. Gerçi deli mi onu da bilmiyoruz. Ama sonunda bir artı bir iki etmiyor. Yuh sıçmışsın da diyebilirsiniz. Atış serbest.
Kendimi tanıtayım: Murat Yalnız, Matematik öğretmeniyim. 1998 senesinde mezun oldum üniversiteden. O gün bugündür matematikle uğraştığımı düşünüyor insanlar. Aslında haklı olduklarını düşündüğüm zamanlarda oluyor ama ben aslında sadece insanların kendilerinin uydurdukları seslerle kendi uydurdukları şekillere verdikleri isimlerin üzerine inşa ettikleri bir yığın saçmalığı anlattığımı düşünüyorum öğrencilerime. Bunu söylediğimde gülüp geçen de oluyor kafayı yemiş bu diyen de çıkıyor bana hakikati göstermeye çalışanlar da...
En çok açıkla bunu dediklerinde gülüyorum. Zaten bu yazdıklarım da dahil olmak üzere o insanlarla konuşmalarımız bu bahsettiğim uydurulmuş şekillerden ve seslerden ibaretler. Ve burda bir çıkmaza giriyorum. Reddettiğim bir şeyi reddedebilmek için onu kullanmak yani reddetmemek zorundayım. Ne kadar saçma!
İnsanlar sırf birbirleriyle konuşabilmek için, kendi acziyetlerini giderebilmek için, o temel ihtiyaçlar dedikleri şeylere sahip olabilmek için bir şeyler uydurmuşlar ve tüm dünyayı onun çevresinde döndürüyorlar. Ne olurdu o çok anlamlı dediğimiz sesler ve şekiller olmasaydı. Evinizdeyken eğer sistemin istediği bir şeyle başbaşa olmak zorunda değilseniz yani birisiyle konuşmak birisine e-posta yollamak, birisine şekillerle bir şeyler anlatmak zorunda değilseniz bu şekillerin ve seslerin hangisine ihtiyaç duyuyorsunuz. Sadece düşüncelerinizi idrak ediyor ve eylemlerinizi gerçekleştiriyorsunuz. O halde bu şekillere ve seslere neden ihtiyaç duyuyorsunuz. Dilmiş, yazıymış, sayılarmış. Peh! Eğer ben yeterince güçlüysem bu ses ve şekil saçmalığının olmasına gerek olmamalı. Ben zaten gerçekten ihtiyacım olan her şeyi yapabilmeli ve öylece ölebilmeliyim. Aciz insanların yükünü neden taşıyacakmışım? Onların ifade etmek istedikleri duygular dedikleri şeyler hırsları, güçsüzlükleri ve çürümüşlükleridir aslında.
Dünya bunlar olmasaydı gelişemezdik bu refah düzeyine erişemezdik diyorlar bir de. Peki geliştiniz de ne oldu? Zannediyor musunuz ki sizden onbinlerce sene önce yaşayanlar bilgisayarları ya da puf koltukları olmadığı için mutsuzdular? Pisagor teoremini bilmedikleri için ölümcül hastalıklara kapılıyorlardı. Zeki insanlar kendi ihtiyaçlarını kolaylaştıracak şeyler buldular ve diğerleri de onların üzerine kondu. Karşılık olarak da şan şöhret para verdiler, bazen de hiç bir şey vermediler. Peki bunların olması o zeki insanların ölmesini engelledi mi? Tıptaki gelişmeler demeyin bana. Sizce 35 yaşında ölen bir insan 35 yaşında öldüğü için mutsuz mudur? Hayır! Farkında bile değildir bunun. Geride kalanlar kendi acziyetleri ve bencillikleri yüzünden onun ölmesine üzülürler o kadar. Ya da her gün saatlerce hammallık yapan kişi diğer insanlar birbirlerini kullanmasaydı ve bazıları hırslarının getirdiği acizlikle onlardan daha rahat etmeseydi ve hammallığı sırf kendi için yapsaydı bundan rahatsızlık duyar mıydı? Eğer herkes kendi hamallığını kendi yapıyorsa cevap hayır olacaktır.
Söylediklerimin bir çoğunuza deli saçması olarak geldiğini de bilmiyor değilim. Evet madem dünya acizler dünyası, bu lekiller, bu sesler ve insanların birbirini kullanmasını sağlayan herşey var olacaktır. Ve çoğu kişi birbirini kullandıklarının farkına bile varmadan ölüp gidecektir. Fakat unutmayın ki bir yerdeki 1000 kişinin tamamının bir şeye yanlış ya da doğru demesi o şeyi gerçekten kesinlikle yanlış ya da doğru yapmaz.
Ben aciz olmayanların var olduğu bir dünyada yaşamayı tercih ederdim fakat o kadar çok aciz insan var ki bu durumda benim gibi aciz olmayan insanlar aciz durumuna düşüyor, mecburen onların sistemlerine uyum sağlamak mecburen okullar okumak, matematik öğretmeni olmak ve başkalarına sistemin devamını sağlayacak bir sürü uydurma şey anlatmak zorunda kalıyoruz. Reddettiğin şeyi reddetmen sistem tarafından reddediliyor.
Evet okuldayken tahtaya 1+1 yazdığımda =2 yazıyorum ama evdeyken 1+1 aklımdan bile geçmiyor, geçtiğinde ise kimi zaman gözümün önüne güzel bir yemek, kimi zaman güzel bir kadın, kimi zaman bir ağaç, kimi zaman bir orman, kimi zaman açlıktan ölen birileri kimi zaman da bir ırmak sesi geliyor. Mesela şu anda 1+1=elma. Evet elma, karşı bahçede ağacın en tepesinde asılı kalan kimse yiyemeden yerinde çürüyüp düşecek olan elma.Yarın sabaha kadar.
Bartleby
Samsa Bey'in siparişi üzerine:
Aslında şu anda O'nun yanına gitmemeyi tercih edebilirim ama ben gitmeyi tercih ediyorum. Bu benim bir zayıflığım mı? Asla!
Oraya kadar yürümeyi, taksiye para vermemeyi, otobüs beklemeyi, otobüse binmeye çalışmayı, dolmuş beklemeyi, insanların ter kokusunu hissetmeyi, ayakta gitmeyi, sıkış tepiş zor ayakta drumayı da tercih edebilirim. Bu tamamen benim bileceğim bir iştir. Fakat yarım saat içinde orada olacağımı söylediğim için yürümeyi tercih etmiyorum. Bu arada geç kalmayı tercih edebileceğimi de biliyor, hissediyorum. Ben dolmuşa binmeyi tercih ediyorum. Yarım saat ayakta beklemeyi, bacaklarımın ağrımasını, ani frenle sarsılmayı, hala yaşayabildiğim için Allah'a şükretmeyi tercih ediyorum. Fakat dolmuştakilerin tercihleri benimkilerle uyuşmuyor. Aynaya bakmayalı uzun zaman olmuş olsa gerek. yoksa o çocuk neden bana yer vermek istemiş olsun ki? Onun tercihlerine de saygı duymam gerekiyor ama ben hala ayakta gitmeyi tercih ediyorum. En kötü ihtimalle akşam eve geldiğimde daha yorgun olur ve daha erken girerim yatağa. Fakat bu yine de benim tercihim olacaktır.
Ben bunları düşünürken dolmuştaki gençler müsait bir yerde inmeyi istediklerini söyleseler de şoför onları daha ilerde indirmeyi tercih ediyor. Gençler "Kaptan" deseler de kaptan, "Dolmuş benim bu de benim tercihim" diyor kendisinden beklenmeyen düzgün bir Türkçe ile. Ben bu duruma şaşırırken "Bu dolmuşta kuralları ben belirlerim" diyor. Şaşkınlığım artıyor. Sonra tok bir ses tonuyla emrediyor "Şuraya oturun beyefendi!" Ayakta gitmeyi tercih ettiğimi söylüyorum. "Tercihlerin için yanlış yerdesin" diyor. Şaşkınılığım artıyor. Bir yandan gerilmekle birlikte bir yandan da şoföre karşı korkuyla karışık bir hayranlık duyuyorum. "Bartleby" diyorum. "Okudunuz mu hiç?" "Okudum diyor, yazdım, yaşadım, yaşattım. Her şey bir tercih meselesi. Daha doğrusu benim tercihlerimin meselesi." Ne olduğunu anlayamadan birden sarsılıyorum. Dolmuşun dışından "Amin"ler duyuyorum. Sonra birden dolmuş kararıyor ve içinde sadece ben kalana kadar küçülüyor. Hiçbir şey göremiyorum. Birden dört kişinin benşmle birlikte dolmuşu kaldırdığını hissediyorum. Dışardan ağlama sesleri ve tanıdık bazı sesler duyuyorum. Son derece anlamlı ama bir o kadar da anlamsız kelimeler yığını. "Bu benim tercihim" diyorum. Bir süre öylece gittikten sonra yere bırakıldığımı ve karanlığın içinden gözüme yüzüme ve vücudumun her yerine toprakların dolduğunu hissediyorum. Titremeye başlıyorum. "B" diyorum. Bir anda tekrar dolmuşta olduğumu görüyorum. Tarif edemeyeceğim bir yolda gidiyoruz. Ufufkta çok güzel bir manzarayla karışmış kara bulutlar görüyorum ve yolculuğun kara bulutlara mı güzel manzaraya mı olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Dolmuş şoförü tok sesiyle sesleniyor. "Her şey aslında bir tercih meselesi."
25 Ekim 2009 Pazar
dün içerisinden bir not daha vardı
unutmadan yazalım:
muazzez tahsin berkand'ın garip bir izdivaç kitabının arka kapağından gelsin:
"- Adımı söylemiyorum, çünkü benim artık bir ismim yok.
Kalbi o kadar kuvvetli çarpıyordu ve söylediği şeyin o kadar korkunç bir şey olduğuna inanıyordu ki, Haluk'un bunu işitince sükunetini muhafaza edebilmesine hayret etti.
- Demek büsbütün yalnızsınız.
- Tamamıyle."
veya şairin tabiriyle:
"ismimi ağzından duymaya duymaya
ellerim saçlarına karışmayarak"
gibi birşey.
muazzez tahsin berkand'ın garip bir izdivaç kitabının arka kapağından gelsin:
"- Adımı söylemiyorum, çünkü benim artık bir ismim yok.
Kalbi o kadar kuvvetli çarpıyordu ve söylediği şeyin o kadar korkunç bir şey olduğuna inanıyordu ki, Haluk'un bunu işitince sükunetini muhafaza edebilmesine hayret etti.
- Demek büsbütün yalnızsınız.
- Tamamıyle."
veya şairin tabiriyle:
"ismimi ağzından duymaya duymaya
ellerim saçlarına karışmayarak"
gibi birşey.
gün içerisinden bir not daha
aslında en önemlisi buydu,
"sevdiğin bir insanın sevdiğin bir insanı sevmesi kadar sevindirici birşey olabilir mi"
ve bu notun gelişi jeff buckley'in nusrat fateh ali khan hakkında, "nusrat, he is my elvis" şeklinde konuşması ve üzerine de bir nusrat şarkısını harikulade başarılı bir şekilde söylemesi üzerineydi.
hallelujah.
hüseyin bey'i başarılı hikayesinden dolayı sonsuz tebrik ediyoruz, hikayesinden duyduğum heyecanı, aldığım hazzı zaten kendisiyle de yaptığımız telefon konuşmasında kendisine yansıtmıştım.
bugün aldığım kitaplar konusunda kazık yemişim, ama bugün bir terslik olacağını biliyordum, yine ucuz atlattım.
tony gatlif'in godja dilo filminin müziklerinden gelsin, cabaret.
"sevdiğin bir insanın sevdiğin bir insanı sevmesi kadar sevindirici birşey olabilir mi"
ve bu notun gelişi jeff buckley'in nusrat fateh ali khan hakkında, "nusrat, he is my elvis" şeklinde konuşması ve üzerine de bir nusrat şarkısını harikulade başarılı bir şekilde söylemesi üzerineydi.
hallelujah.
hüseyin bey'i başarılı hikayesinden dolayı sonsuz tebrik ediyoruz, hikayesinden duyduğum heyecanı, aldığım hazzı zaten kendisiyle de yaptığımız telefon konuşmasında kendisine yansıtmıştım.
bugün aldığım kitaplar konusunda kazık yemişim, ama bugün bir terslik olacağını biliyordum, yine ucuz atlattım.
tony gatlif'in godja dilo filminin müziklerinden gelsin, cabaret.
taksiciye hikaye anlatan adam
samsanın verdiği ilhamla alın size hikaye:
geçenlerde taksiye atladım taksimden bebeğe gitmek için. cebimde 17 lira vardı taksimden bebeğe de 17 lira tutuyordu taksi. the marmaranın önünden bindim taksiye ama para vermek istemedim. önce bebek dedim taksiciye. asıldığımı düşünmemiştir herhalde. sonra gümüşsuyuna döndüğünde taksiciye aklımda bir hikaye olmamasına rağmen taksiciye param olmadığını söyledim ama isterse 17 liralık bir hikaye yazabileceğimi belirttim. önce anlamadı sonra "ne diyon sen abi" dedi. ben de tekrarladım. Aniden frene bastı. o sırada itüye gelmiştik. "bi git abi adamı günahı sokma" dedi. kös kös indim tabi. ben inerken hala söyleniyordu.
indim biraz aşağı yürüyüp bir taksi daha durdurdum. artık bebek 15.5-16 lira tutuyordu. bebek dedim. asıldığımı düşünmemiştir herhalde. koltuğa iyice yerleştim ve inönün hizasına geldiğimizde bu sefer farklı bir yol izlemeye karar verdim. "hiç taksiye binip param yok diyen oluyor mu" diye sordum "olmaz olur mu abi neler görüyoruz her gün" dedi. "ne yapıyorsunuz o zaman" diye sordum " valla müşterinin tipine mesafeye göre değişiyor alabilirsek evin önünde yarım saat bekleyip sonra kapısına kadar gittiğimiz de oluyor, dövdüğümüz de oluyor mecburen eyvallah dediğimiz de oluyor" dedi. "inşallah beni dövmezsin o zaman dedim. o sırada inönünün önünden dolmabahçeye dönmüş beşiktaşa doğru gidiyorduk. aynadan baktı şaşırmış bir şekilde. "param yok ama bebeğe gidene kadar çok güzel bir hikaye anlatabilirim" dedim. aklımda hikaye falan yoktu. "bizim hayatımızı hikaye lan" dedi. "küfretme" dedim. frene bastı. o inene kadar ben çoktan topuklamıştım bile. arabayı da trafikte bırakamayacağı için bir şey yapamadı adamcağız. sarayın duvarlarıyla birlikte biraz yürüdükten sonra baika bir taksi durdurdum. artık bebek 11 lira yazıyordu.
taksiciye bebek dedim. asıldığımı düşünmemiştir herhalde. bu sefer önce "işler nasıl gidiyor" diye sordum. gece tarifesi kalkınca gelen zam onlara yaramış ama hala millet eskisi kadar taksiye binmiyormuş onu öğrendim. benim işlerimin nasıl gittiğini sordu. öğrenci olduğumu, zaten istanbulun oahalı olduğunu cebimde de beş kuruş olmadığını söyleidm. o zaman takside ne işin var dedi. bir arkadaşımın iki hafta önce bir taksiciye anlattığı çok güzel bir hikaye karşılığında evine para vermeden gittiğini benim de o güzel hikayeyi ona anlatabileceğimi söyledim. ne de olsa herşey para değildi. beşiktaşa gelmiştik ve kazanın karşısındaki ışıklarda bekliyorduk. o sırada yeşil yanınca ben hemen indim orta şeritteydik ve arkadaki arabalar kornaya bastığı için bu taksici de inemedi. koşarak uzaklaştım. artık yeteri kadar ilerlemiştim. bebek sadece 8 lira yazıyordu. biraz yürüyeyim dedim. kabataş erkek lisesinin ordan tekrar bindim taksiye.
"selamün aleyküm" dedim. "aleyküm selam" dedi taksici. bebek dedim. asıldığımı düşünmemiştir herhalde. bu sefer çenemi ortaköye kadar tuttum. ortaköyde cebimi karıştırı gibi yaptım. telefon çıktı ama para çıkmadı. içinde çok i geçecek bir şekilde "hassiktiiiir" dedim. "noldu" diye sordu taksici. cüzdanımı ofiste unuttuğumu ve bebeğe hemen gitmem gerektiğini söyledim. "hiç mi yok" dedi. biraz daha cebimi karıştırır gibi yaptım. yok valla dedim. "ordakilerden alamaz mısın" dedi. o kadar tanımadığımı söyledim. suadaya gelmiştik. "kusura bakma ben bu işten para kazanıyorum" dedi ve inmemi istedi. bin özürle indim arabadan ve yürümeye başladım. bu son taksi de uzaklaşınca bir başka taksiye bindim.
bebek dedim. asıldığımı düşünmemiştir herhalde. bebek sadece 4lira yazıyordu ama o parayı da vermeyecektim. bu sefer bebek parkının orda trafik sıkıştığı bir anda inerek taksiden kaçtım. resmen kaçtım. cebimde 17 lira vardı ve nihayet bebeğe ulaştım böylece.
arkadaşımla hikaye anlatarak bebeğe gitme iddiasını zor da olsa kazandım ve neroda güzel bir yemek ve kahveyi afiyetle mideme indirdim.
bundan bir hafta sonra bu kez normal bir şekilde taksimden bebeğe gitmek için taksiye bindim ve bu hikayeyi anlatmaya başladım. bebek deyince asıldığımı sanmamıştır lafını söylediğime pişman olsam da kendini çok şakacı zanneden taksici buna katıla katıla güldü. ben de mecburen her taksiye geçişimde bunu tekrar söyledim o da tekrar güldü. bebek parkına geldiğimizde "sağda ineyim" dedim. 17 lira tuttu. cebimden 20 lira çıkardım. "ben zaten buranın taksisiyim abi durağa dönüyordum" dedi şakacı taksici. "güzel hikayeydi. para sen de kalsın"
chesterton'un bay perşembe romanından notlar
"Serüven çılgınlık olabilir. Ama serüvencinin sağduyulu olması gerekir."
"Sandalyesine yığılıp kalmıştı, kurtulmuş olmanın bitkinliği içinde."
"Bir trajedide de her zaman komik olmak gerek."
Gün içerisinden notlar.
"Bir dost, dostunun hayatında ne kadar yer teşkil ediyorsa, bir yandan da o kadar yer işgal ediyor demektir."
"Sandalyesine yığılıp kalmıştı, kurtulmuş olmanın bitkinliği içinde."
"Bir trajedide de her zaman komik olmak gerek."
Gün içerisinden notlar.
"Bir dost, dostunun hayatında ne kadar yer teşkil ediyorsa, bir yandan da o kadar yer işgal ediyor demektir."
24 Ekim 2009 Cumartesi
güneşli pazartesiler filminden bir replik
[çocuk yatıyor, adam çocuğu uyutmak için masal okuyor.]
"Cırcır Böceği ile Karınca"
Başlıyoruz.
"Bir zamanlar, bir cırcır böceğiyle karınca varmış.
Karınca çok çalışkanmış
cırcır böceği ise çok tembel. Karınca işlerini yaparmış,
cırcırböceği ise uyur ve şarkı söylermiş.
Zaman geçmiş. Karınca bütün yaz çalışıp durmuş.
Kış için hazırlık yapmış ve kış geldiği zaman
cırcır böceği soğuktan ve açlıktan ölüyormuş.
Karıncanın ise her şeyi varmış."
Karınca gerçek bir piç kurusu!
"Cırcır böceği karıncanın kapısını çalmış,
ve karınca ona demiş ki, 'Cırcır böceği,
benim gibi çalışmış olsaydın
şimdi üşümezdin ve aç olmazdın.'
Ve kapıyı açmamış!"
Bunu kim yazmış?
Çünkü aslında böyle değil!
Karınca bir piç kurusu.
Ve bazılarının, neden doğuştan cırcır böceği olduğunu da anlatmıyor.
Çünkü öyleysen bittin demektir.
Bunu söylemiyor.
ALKIŞLAR...
"Cırcır Böceği ile Karınca"
Başlıyoruz.
"Bir zamanlar, bir cırcır böceğiyle karınca varmış.
Karınca çok çalışkanmış
cırcır böceği ise çok tembel. Karınca işlerini yaparmış,
cırcırböceği ise uyur ve şarkı söylermiş.
Zaman geçmiş. Karınca bütün yaz çalışıp durmuş.
Kış için hazırlık yapmış ve kış geldiği zaman
cırcır böceği soğuktan ve açlıktan ölüyormuş.
Karıncanın ise her şeyi varmış."
Karınca gerçek bir piç kurusu!
"Cırcır böceği karıncanın kapısını çalmış,
ve karınca ona demiş ki, 'Cırcır böceği,
benim gibi çalışmış olsaydın
şimdi üşümezdin ve aç olmazdın.'
Ve kapıyı açmamış!"
Bunu kim yazmış?
Çünkü aslında böyle değil!
Karınca bir piç kurusu.
Ve bazılarının, neden doğuştan cırcır böceği olduğunu da anlatmıyor.
Çünkü öyleysen bittin demektir.
Bunu söylemiyor.
ALKIŞLAR...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)