22 Kasım 2009 Pazar

hayat hala garip, kuşlar vapurlar falan

ismailin murat menteş okuyup beğenmesi garip değil midir? bu bana bir işaret midir? çalışan anne olarak ev ekonomisi derslerine katılmam gerekirken giyime ve kitaba verilen paralar caiz midir? yine de thomas abizi sever, odun kesmesek de balık tutarız biz.
müsvedde olmak iyi bir şey olsa da müsvette olmayı tercih ederim ben samsa bey. aslında kronostrio bilgi işlem sorumlusu olduğun için müsveddelikten yırtmış sayılır mısın? bence sayılırsın.
arkasına dönüp bakmayan aşk olmaz olsun mu samsa bey? sen böyle aşkın ızdırabı ile ne yaparsın? bu soruların cevaplarıyla gel bana bölümden elemanlardan istiklalde ayrıldıktan sonra. onların 2008 doğumlu olmaları da ayrı bir terane tabiki...
size bir aşk hikayesi anlatayım mı? anlatayım. sedat vardı bizim eski mahallede,sedat abi aslında, deli, zararsız, etrafa boş gözlerle bakan, annesinin desteğiyle zor yürüyen. sonradan yürüyemez olmuş, en sonunda da ölmüş bir kaç yıl önce. sebebi de sevdiği kızı babasının vermemesi ve kızın başkasıyla evlenmesi. yoksa çakı gibi delikanlıymış. garip. vapurlar falan.

ensemble suare de ayrı güzelmiş hani. waldecki daha özümsemem lazım sanırım.

fonda bilal göregen. sevdiğim kız bana abi deyince ...

dırıdıdı dıt dırı dırııııı dı dıııııı dıııııııı

üç noktada aslında link var.

20 Kasım 2009 Cuma

afilli sözler ansiklopedisi

murat menteş'in afilli sözler ansiklopedisinin ikinci cildi olan "korkma ben varım" beynimin tüm hücrelerini doldurarak tamama erdi. beynimin tüm hücreleri dolduktan sonra taşan kısım, beynimin taşıyabildiği kısma kıyasla aysbergin suyun altındaki kısmı gibi diyebiliriz. ilk cilt olan "dublörün dilemması" ve malum "korkma ben varım" türk romanı, türk edebiyatı, dünya yazını, kainat katakullisine armağan edilmiş en psikopat hediyelerden ikisi sanıyorum. duygularıma gem vuramıyorluğumun taşkınlığıyla kelimelerimin fakirliği ve bu psikopatlığı tarif ve takdir ve takdim etme ihtiyacı beni afallatmış durumda.
hüseyin bey henüz takdir etmemiş olsa da, beni onikiden vurmuş iki romandan bahsediyoruz burda. god bless you murat menteş.
bir sonraki romanda murat beyden şunu rica ediyoruz. ah muhsin ünlü'nün en baba mısralarından olan "seni sevmem toplumu meşru kılar / ve çekip gitmen, beni dile indirger sevgilim" mısralarını alıntılaması; aynen onur ünlü'nün, alper canıgüz'ün romanından, "senin iraden güçlü değil hayatım, tutkuların zayıf" diyalogunu alıntıladığı gibi.
heyecanımı ve şaşkınlığımı mazur görün kronostrio sakinleri.
konuyu kapatalım, yoğun bir dönem yaşıyoruz. güzelliğin ve masumiyetin tanımı gibi bakan üç aylık yeğenini dün görmüş, iki yaşına yaklaşan ve bir dayıya en çok yakışan süpermen yeğenine yakında kavuşacak, güzel romanlar okumuş, güzel filmler izlemiş, güzel müzikler dinlemiş, güzel şiirler okumuş, güzel insalarla dostluk etmiş, birlikte olmuş, güzel muhabbetler etmiş, güzel bir aileye sahip, güzel yerlerde çaylar içmiş boktan ve beş para etmez bir bilgisayar mühendisi müsveddesinin şaşkınlığı içerisindeyim.
konuyu kapatalım. bu arada, sevdiğinden ayrılırken dönüp dönüp arkana bakıyor olman aşktır, mükemmel aşk, onun bir kere olsun dönüp arkasına bakmamasıdır.
candan aziz, kıymetli dostlar,
hüseyin bey'e söz verdiğimiz gibi hayatımıza yeni giren müzik türü olan trip-hop tarzının bir örneğini aşağıya iliştiriyorum:
waldeck - make my day
http://www.youtube.com/watch?v=1rPvSC5UqLk
ayrıca bahsettiğim, günün (ve dünün ve yarının) şarkısını aksatmıyorum:
ensemble suonatori
http://www.youtube.com/watch?v=5tS9PsNsEaM
tony gatlif de gelsin
hala vicdan azabıyla ve herşeyden nefret ederek çok geç uyanıyorum.
canımız sağolsun.

16 Kasım 2009 Pazartesi

yarım vole özcan

Öyle her gelen topa vole vurmayacaksın.
Duran kaloriferlerde usta bir sol ayakta olmayacaksın.
Sen Türk'sün ve uyurken bile gözün açık uyuyacak, en ufak tehlike hissettiğinde sıçrayacak ve tehlikeyi savuşturacaksın samsa.
Ama sen bilmezsin sırf 28 gün ya da bilemedim 21 gün rap -cartel gibi- yapmak için yeni zelandaya gideceğin için.
Konuyu kaloriferden böyle nasıl dağıttım anlamadım ama dağıldı bi kere toparlayamıyorum.

Ama şaka bi yana, hatta bu yana gelsin şaka olm koptum lan. manyak mısın da rüyanda vole vuruyosun. hep o dayı yüzünden demi. arayım da seni maça çağırsınlar bari. olmazsa perşembe gel yenibosnada maç yapalım.

Taner ve Samsa Beyler ve Bayanlar; Kobi olduğunuzu onaylatmak isterseniz gelin bir çayımı için, tipinize bakıp onay vereyim. süper onay veririm.

fonda mirkelam. ahu gözlüm. yok lan samsa sen değilsin. taner sen hiç değilsin.

mirkelam.

15 Kasım 2009 Pazar

kalorifere gelişine vole vuran adam

serkan'ı hepimiz severiz, kendisi, yasemin'in tabiriyle söylersek: sevdikleriyle mutlu ve neşeli geçirdiği bir senenin daha sonuna geldi. ben de doğumunun sene-i devriyesine mahsuben hanelerine yatılı misafir oldum. işte öyle muhabbetli bir akşam.
süzülerek gelen topa tam afilli bir vole patlatmıştım ki ayağımın acısıyla uyandım. yarabandı falan, hallettik.
teyzemlerdeyim. insan teyzelerine gereken önemi vermeli.
ödev yapıyorum. gözlerinizden öperim.

13 Kasım 2009 Cuma

teyzeme gitmem lazım

yok yok şaka
sadece ankaraya gidiyorum bugün
ve bizim sistem hala çalışmıyor
samsa eğer topsakallarını kesersen seni buraya alabiliriz bilg. müh. CENGaveri olarak. çok da yakışır. zaten kravatta yakıştı sana.
gidelim ankaraya, gelelim istanbula.

teyzeme gitmem lazım.
ama o almanyada.

bunu da mailden yazı nasıl oluyormuş diye denemek için yazdım zaten.

nora luca çalsın. ağlayalım.




9 Kasım 2009 Pazartesi

Bugün pazartesi mi, hayır cuma dedi.

Haftanın ilk günü pazartesi değil cumadır diyen adamın hikayesi. Saçma :D Buyrun:

13, dedi, benim uğurlu sayımdır. Bana şans getireceğini düşünürüm. Getirseydi şimdiye kadar getirirdi diye düşünmez ümitle beklerim 13ün getireceği şansı. İlk 13 ve İkinci 13 yıllarımı bitirdiğie göre üçüncü 13 yıla bakacağım, dedi. Çay istedi iki tane, oysa ki ben açtım ve hiç bir şey içmek istemiyordum. Sonra sigara yaktı, bana da uzattı, oysa ki ben o sigarayı sevmiyordum. Kendi sigarama uzandım, burdan yak dedi. Yaktım.
Sonra Papa 13. Gregory'yi bilir misin diye sordu. 12.den sonra yaşadığı kesin, dedim, gülmedi ama devam etti. Bu adam var ya şimdi kullandığımız takvime son halini veren adam, dedi. Peki gerçekten takvime ihtiyacımız olduğunu düşünüyor musun? dedi ve özellikle bu devirde diye ekledi. Sigarasını çekti içine ve sonra bugün ayın kaçı diye sordu. Ayın 9u olduğunu söylediğimde ya yarın 20si olsaydı dedi. Ben bir şey diyemeden Gregory'nin yıllar önce 5 ekimden sonraki günü 16 ekim yaptığını söyledi.
konuşmadığı zamanlar sırayla sigara-çay yapıyordu ama ben sadece dinleyip konuşmadığım için çayı ondan önce bitirdim. Önce kime göre 1453 kime göre 2009 dedi ve devam etti. İsa'yı sevdiğini, saydığını ama gel gör ki kendi takvimini kimsenin bilmediği bir peygambere yahut firavuna göre ayarlamak isterse onu kimsenin engelleyemeyeceğini söyledi. Peygamber mi firavun mu karar vermedim ama ona bir isim bile buldum dedi: Uusa. Uusa'nın bundan 97000 yıl önce yaşadığını kaba hesapla da bunu 11 günlük bir sapmaya neden olacağını söyledi. Neye göre hesapladığını anlamamıştım ama o kadar akıcı ve inanarak anlatıyordu ki o sırada gerçekten yarın ayın yirmisi olabilir mi diye düşünüyordum. O zaman dedi bugün pazartesi olmaz cuma olur dedi.
İki çay daha söyledi, ben tost olup olmadığını sordum, çayımı kaşarlı tostla birlikte getirmelerini söyledim. Bu sefer ben sordum, tamam bugğn cuma olsun da sonra n'olacak dedim. Hiç, dedi. Hiçbirşey olmayacak. Tıpkı Gregorun ilk pazartesisisinden atalarımın pazartesilerine kadar ve sonra benim 35 yıdır yaşadığım 1800 küsür pazarteside birşey olmadığı gibi dedi. Ben dünyayı değiştiremem, değiştiremedim, değiştiremiyorum. Atalarım da değiştirememişlerdi, sadece doğmuş, büyümüş ve ölmüşlerdi. Ben en azından yaşadıklarımın sadece bana ait olan kendi günlerim olduğunu düşünerek ve bilerek yaşamak istiyorum, başka hiçkimsenin güdümünde olmadan başka hiç kimseye eyvallah demeden, dedi.
Eyvallah dedim. Çayla tost geldi. Hiç konuşmadan tostu bitirdim hızla.


Fonda yeni keşfimiz Palya Bea'dan Tchiki Tchiki.
Bu arada kronosun bizden gayrı ilk takipçisi olan Küba'dan matematik öğretmeni Aylak Abaküs Bey'e de selam ederim :D

8 Kasım 2009 Pazar

olm var ya

gadjo dilo süper film
bi kere daha izleyin
bi kere daha.
traveler olasım geldi
gezgin de olabilirim
ama o zaman kobilere destek olamam.
büyük ikilem!
ne yapmalıydım acaba
samsa bey de bu arada haftanın ilk günü cuma olan adamın hikayesini bekeyedursun ben bi ara yazacam onu samsacım.
söz.

fonda nora luca olsun.
olsun.

7 Kasım 2009 Cumartesi

ikitelli gazinoları ve sanatçıları

yazmış adam google'a. buraya gelmiş. hoşgelmiş.
memur olmasaydım arif susam sakalı bırakıp bir gazino açardım.
ama memur olduğum için en fazla ümit besen bıyığı bırakıp, gizli gizli çalışabilirim.
ama samsa sen çıkabilirsin. top sakalınla orijinal bir pavyon neyzeni olursun.
taner de para vermeyenleri döver.
noktakom.

5 Kasım 2009 Perşembe

ilhamın önünde saygıyla eğiliyoruz noktakom

hüseyin bey'in yazma ilhamının önünde evet, başlıktan da anlaşılıyor sanıyorum. yazı yazmanın en verimli ve tutarlı vesair düşünme biçimi olduğunu söylemiş olan insanların tamamını hürmetliyoruz. hayatımı yazsam roman olur klişesinden yola çıkarak iki kelam da biz etsek fena mıdır? değildir. gülücük.
evet, yirmiyedi yıla yakın zamandır saçmasapan bir hikaye de ben yazıyorum. böyle okuldan atılmalı, dostluklu, acayip replikleri olan, düzensiz, bazen amaçlı bazen amaçsız, mümkün olduğunca kaliteli olmaya çalışan fakat olamayan işte bu yüzden kıymetli, inanmaya ve umuda inanan, falan. oysa ben bir mustafa kutlu hikayesinde geçmek isterdim, bunun üzerine osman konuk şey demişti zaten.

"80’lerin slow şarkılarıdır sebep biraz da
insanları sömürgecilerine benzeten
keten takımlar, tango, fiyonklu masa örtüleri
dersu uzala’dan dersler çıkarmak
gelin bilkent’te iç mimari, baba koç’ta genel köle
her gramı çok değerli elliiki kilo anne
zaten amaç elliiki yıl sonra
hiç bakılmayacak fotoğraflarda en iyi yeri kapmak
bir Kutlu hikayesine giremeyecek tipler işte
damat her şeyi kaydediyor
el kamerasıyla gerdeğe girmek deyimini bilmiyor çünkü
oluyor böyle şeyler salaklık endüstrisinde"

en nihayetinde yazı turaya inanan insanlarız. tarantino'nun natural born killers filminin müzikleri acayipmiş. filmi izlemedim henüz ama müziklerinde nusrat'ın söylediği bir şarkı var. taboo. acayip.
dünden önceki gün akşam güzeldi, dün de güzel bir akşamdı, bugün de güzel bir akşam oldu, bazen güzel oluyor ama insan kendine döndüğünde ne olduğu önemli olan. yine de güzel.
herkes kendine dikkat etsin.

4 Kasım 2009 Çarşamba

İstediğinizi diyebilirsiniz

sevgili Taner ve Samsa Beyler. Ulan iyiki bi gaza getirdik kronosu çiftliğe çevirdi çakma Ömer Seyfettin, Pembe İncili Memur diyebilirsiniz. Zaten ozanın düğüne de gitmediğim için de doğrular yanlışlar karışmış durumda. Ama olsun bu sefer siparişsiz bir hikaye yazdım.
alın bakın. sizin olsun.


Çok fazla düşünmesine gerek olmadığını zaten kaderinin belli olduğunu düşünüyordu ve o an ne yapacağına sadece etrafa bakarak karar verirdi. O güne kadar şansı yaver gitmişti, ki aslında bu yaver giden onun şansı değil kaderiydi.
Sınavlara çalışıp çalışmayacağına şöyle karar vermişti hep: O an neredeyse çevresini dinlemeye başlıyor, "evet" ve "hayır" kelimlerinden hangisini ilk önce duyarsa ona göre çalışıp çalışmmaya karar veriyordu. Üniversite'ye liseden 3 yıl sonra girmesi, 7 yılda bitirmesi de tamamen kaderinin bir sonucuydu.
Bir yere gideceği zaman evdeyse eğer önce cebindeki parayı kontrol eder sonra o gün ayın kaçıysa tvde o kanalı açar ve ekranda gördüğü parasının yeteceği ilk araçla giderdi oraya.
Restorana gittiğinde saate bakar, saat kaçsa menüden sırayla sayar ve örneğin saat 3.29 sa menüdeki üçüncü yemeği söyler, 4.37 ise menüdeki beşinci yemeği söylerdi.
Her şey için bir sistemi vardı, yoksa bile o anda, yazılı olan kaderi gereği hemen çevresine bakar ve bir işaret bularak ona göre karar verirdi.
Annesine Kevin Spacey ismini duyup duymadığını sorduğunda aldığı "hayır" cevabı Usual Suspects'in senaryo fikrini babasının göndermediğine emin olması için yeterli olmuştu.
Bu sistem her ne kadar üniversite bitene kadar kendince kusursuz işlese de yaşının da 28e gelmesiyle ve artık ev halkı dahil herkesin hayatını düzene oturtması konusunda ısrarlarıyla karşılaştıkça sıkılmaya başlamıştı ve hiç bir şeyden zevk almıyordu.
Sistemin o zamana kadar işleyişi bunun gerçekten kusursuz bir sistem olduğunu göstermişti ve şu anda sistemin kilitlenmiş olması bu düzenin sonu anlamına gelmeliydi. Ama yine de tam emin olamıyordu.
Bilgisayar başındaydı, ayın 27siydi ve saat sabahın dördüydü. Kararını verdi. Daha doğrusu intihar edip etmeyeceğine karar verecekti. Ekranda açık olan tarayıcıdaki dördüncü sekmeye odaklandı, gözleri resimleri ve bannerları es geçip yazıyı buldu ve hızla saymaya başladı. Gözü hiçbir şey görmüyordu. 1-2-3-4-5-6-.....-27: Faith. 27. satırda sadece faith yazıyordu.
Üniversitenin ilk günü yanından geçen kızlardan sağda olanının "hayır derse girmeyeceğim" dediğini duyunca kararını vermiş "hayır ingilizce öğrenmeyeceğim" demiş, fakat üniversiteyi okuma kararı verdiği için dersi geçecek kadarını öğrenmek zorunda kalmıştı.
Bilgisayarın başından hemen kalktı, raftaki Redhouse sözlüğü aldı ve hemen baktı. faith: inanç, iman, bağlılık, güven ... saat 04:02 olmuştu ve ikinci kelime olan iman intihar etmemesi gerektiğini söylüyordu. Eceli kendiliğinden gelene kadar ölmeyecek, ölmemek için direnecekti.
......
Faith
Terim milli takımdan istifasıyla ilgili açıklamalar yapmıştı.


Fonda Sounds of Taxim'den Donna Donna.

2 Kasım 2009 Pazartesi

bu yazı outlook'tan mail olarak gönderilerek oluşturulmuştur.

teknolojinin gözünü seveyimdir. bir tanpınar ağlamakçün bizi seçsindir. beygirler film icabı trenlere dolsundur. hüseyin bey sonsuz film çeksindir. çekelimdir.

ödevlerimizin bilincindeyizdir. kafamız karışıktır. erken yatmayı düşlerken yine saat onikiyi geçirmişizdir.

en kısa zamanda geri döneceğizdir. start wearing purple bitmeden bu yazı bitsindir.

1 Kasım 2009 Pazar

Müzik Zevki

Hani müzik zevkimle hava atacaktım ya... Bunun için Nusrat Fatehin ve Jeff Buckley'in diskografilerini bir zatı muhterem cdye çekse ya da flash diske atsa da ben de orda burda aramadan güzel güzel dinlesem. Ne güzel olur değil mi?

Samsa Bey ödev hatırlatman:
1- Şebnem.
2- Polis.
3- Nusret.
Virgül

Bir de Samsa Bey söylemeyeceklerimiz ve bahsetmeyeceklerimizden bahsetmeyelim değil mi? Ayıp. Merak kötüdür ama vardır.

Noktalı virgül

Taner Bey: yazınız, okuyalım. Lütfen.

Nokta.

Kısa film

Musa Bey'in son siparişi hikaye. Hikaye mi film mi?Film mi Hikaye mi? Kısa mı uzun mu? Sonlu mu sonsuz mu? Benim de kafam karıştı:) Buyrun:
Siz bu filmin hikayesini okurken, biz bu hikayenin filmini nasıl çekeceğimizi konuşuyorduk Musa Bey ile, Orhan Veli Şiir Evi'nde, sigara içmeden çaylarımızı yudumlarken.

Sürekli bir kısa film çekmeliyiz diyorduk ve çekmiyorduk. Elimizde hikaye yoktu. Ama aslında biz bir hikayeydik, kafamda bu fikirle gittim Orhan Veli'ye. Ben gittiğimde Musa Bey, Murat Uyurkulak'ın, bir zamanlar Hakan Günday'ın sandığı kitabını okuyordu.
*Selamün Aleyküm.
-Aleyküm Selam.
*Nassın Ortak?
-İyidir Ortak. Senden Naber?
*34 saattir uyumadım. Şimdi İstabulum.
-Hadi bakalım...Biz kısa film çekecez ya...
*Eee?
-Bunun için bi hikaye lazım.
*Eeee?
-Şimdi şöyle yapacaz. Filmin hikayesi, kısa film çekmek isteyen iki kişinin hikayesi olacak.
*Nasıl yani?
-Filmde kısa film çekmek isteyen iki kişi Orhan Veli'de konuşurken bunlardan bir tanesi kısa filmlerinin konusunun "kısa film çekmek isteyen iki kişinin filmin konusuyla ilgili Orhan Veli'de yaptıkları konuşma" olduğunu söylüyor.
*Yani şimdi aslında film çekiyoruz.
-Kamera olursa evet. Ve konuşmanın sonunda hemen kamerayı alıp filmi çekmeye karar veriyorlar. Ve kısa film aslında sonsuza kadar uzuyor.
-O zaman hadi hazırla kamerayı da çekelim bu filmi.
*Hadi çekelim.


Fonda Gogol Bordello: Start Wearing Purple

god bless you nusrat fateh ali khan and jeff buckley

işte burada bu odada oturmuş kasım'ın ilk yazısını yazıyorum. dün akşam ve bugün gün boyunca ıslandım. ince kıyafetlerimle, yani klasik murat'ın gömleği ve üzerindeki ince yağmurluk görünümlü kıyafetimle -ki yağmur geçirmek konusunda çok başarılıdır kendisi- sırılsıklam oldum ve rüzgarın şarkısını dinledim, rüzgarın gölgesini gördüm, rüzgarın yağmurla birleşinceki gücünü iliklerimde hissettim. istanbul'a sonbaharın nasıl yakıştığını kalbime ekledim.
birkaç gündür konumuz tim buckley, jeff buckley ve nusrat fateh ali khan.
jeff buckley, kendisi gibi çok kaliteli bir müzisyen olan -ki kalitelerini takdir etmek bile haddim değil belki- tim buckley'in oğlu.
kutsal bilgi kaynağından aldığımız bilgilere göre, tim buckley 28 yaşında overdose'dan ölüyor, jeff buckley de 30 yaşında boğularak ölüyor. jeff buckley, nusrat fateh ali khan -ki onun kalitesini belirtecek bir kelime bulmak mümkün değil- hakkında, "nusrat, he is my elvis" diyor. bunları zaten daha önce de konuşmuştuk. bunun yanında, jeff buckley ve nusrat fateh ali khan aynı sene ölüyorlar, 1997'de. nusrat, jeff'ten sonra ölüyor -ki jeff nusrat'ın ölümünü görmüş olsaydı çok büyük yıkım olurdu onun için sanıyorum. jeff buckley dinliyorum yani.
yorgunum, birsürü işim var, bazı günler geçirdim, bazıları hakkında söylenecek çok söz var ki söylenmeyecekler. serkan diye bir insan var, hakkında birşeylerden bahsetmek isterim ama bahsetmeyeceğim.
nusrat dinleyeceğim, kitap okuyacağım, bazı şeyler hakkında düşüneceğim, bazı şeyler hakkında düşünmeyeceğim. özne de benim, nesne de benim, yüklem de benim, ben hiçbirşeyim.
türkçe konusunda hassasım, kronosu ve sizleri seviyorum. sevdiğim diğer şeylerden, şimdilik, bahsetmeyeceğim.
cümleten selametle.